Türkiye’de kültür varlıklarının korunması kanunlarla sağlanıyor

Geçmiş dönemlerden insanlığa miras olarak bırakılan kültür varlıklarının korunması, günümüzde büyük önem taşıyor. Gelecek kuşakların da kimliğimizi yaşayabilmeleri için kültürel varlıkların korunması şart. Korumanın başarılı olması için yasal düzenlemeler, devlet ve gönüllü kuruluşların bir araya geldikleri güçlü bir örgütlenmeye ve kamuoyu desteğine ihtiyaç var.

Türkiye’de kültür varlıklarının korunması konusunda yasal düzenlemeler mevcut.  Ancak onarımlarda maddi destek sağlanması ve uygulamalarda geleneksel yapı sanatlarında bilgili uzmanların varlığı hususunda eksiklikler bulunuyor. Türkiye’de kültür varlıklarının korunmasıyla ilgili ilk yasal düzenleme 13 Şubat 1869’da yürürlüğü giren Asar-ı Atika Nizamnamesi.  Bu ilk yasayla birlikte yabancı araştırmacılar, yapacakları arkeolojik kazılar için devletten izin alması gerekiyor. Ayrıca yasak nedeniyle kazılarda elde ettikleri buluntuları yurt dışına çıkaramıyor. 1951 yılında ise Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı oluşturulan Anıtlar Yüksek Kurulu, yurt zarfında korunması kaçınılmaz olan mimari ve tarihi anıtların restorasyonunda uyulması gerekenleri saptamayı, izlemeyi ve denetlemeyi esas alıyor. Ülkemizde tarihi çevrenin doku bütünlüğüyle korunmasına imkân veren ilk yasa olan 1710 sayılı Eski Eserler Kanunu koruma tarihinde önemli bir aşama.

“Eski eser” yerine “kültür varlıkları” terimi benimsendi

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu yasasıyla daha öncesinde geçerli olan “eski eser” deyimi bırakılarak yerine UNESCO tarafından benimsenen “kültür varlıkları” terimi kullanılmaya başlandı. 2863 sayılı yasada şöyle ifade yer alıyor: “ ‘Kültür varlıkları’; tarih öncesi ve tarihi devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan veya tarih öncesi ya da tarihi devirlerde sosyal yaşama konu olmuş bilimsel ve kültürel açıdan özgün değer taşıyan yer üstünde, yer altında veya su altındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklardır. (Madde 3/1)

Koruma yetkisi Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda

Koruma konusunda karar alma ve görevlendirme yetkileri yasa gereğince Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda toplanmıştır. Madde 10 kapsamında “Her kimin mülkiyetinde veya idaresinde olursa olsun, taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almak, aldırmak ve bunların her türlü denetimini yapmak veya kamu kurum ve kuruluşları ile belediyeler ve valiliklere yaptırmak, Kültür ve Turizm Bakanlığına aittir.” ifadesi bulunuyor.

Ülkemizdeki kültür varlıklarının birçoğu vakıf eserler olduğu biliniyor. Ortaçağ’dan kalan medreseler, kervansaraylar, Osmanlı dönemi külliyeleri Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün mülkiyetinde olan kültür varlıklarına örnek gösterilebilir. Bu eserlerin bakım ve onarımlarıysa kurumun uzmanları denetiminde, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün ayırdığı bütçe ile yapılıyor. 2863 sayılı yasanın dördüncü paragrafında, aslı vakıf olan, ancak zamanla gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyetine geçmiş olan cami, mescit, zaviye, mevlevihane, türbe, medrese, han, kervansaray, hamam, çeşme ve benzeri kültür varlıklarının korunması ve değerlendirilmesinin ilgili koruma kurulunda karar alındıktan sonra, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce yürütülmesi öngörüldüğü ibaresi yer almakta. Böylece aslı vakıf olan eserlerin daha iyi korunması, uygulamaların bilimsel ilkelere uygun biçimde yapılması sağlanmış oldu.

Koruma Uygulama ve Denetim Büroları (KUDEB) kuruldu

Son yasal düzenlemelerle büyükşehir belediyeleri, valilikler ve Bakanlıkça izin verilen belediyelerin bünyesinde kültür varlıklarıyla ilgili işlemleri yürütmek için Koruma Uygulama ve Denetim Büroları (KUDEB) kuruldu.

Kaynak:

Ahunbay, Zeynep (2017), “Tarihi Çevre Koruma ve Restorasyon” (s:135-138)

mevzuat.gov.tr