Birçok etken anıtlarda bozulmalara sebep oluyor

Galata’da 1732 tarihli Kethüda Yahya Ağa Çeşmesi’nin Haliç’e doğru yatmış olan kütlesi (1990)

Tarihsel anlamda büyük öneme sahip olan anıtlarda farklı nedenlere bağlı hasarlar meydana geliyor. Yapılan bazı müdahaleler durumu daha da kötüye götürmekte. Bu bozulmalar iç ve dış nedenlere bağlanıyor.

İç nedenlerden biri olan yapının konumundan kaynaklanan hasarlar, bozulmaların başında geliyor. Yapının bulunduğu yerin iklimi, yamaç veya dere yatağı gibi bir konumda yer alması daha yoğun olarak zarar görmesine neden olabiliyor. Böyle bir konumda yer alan yapı, önlem alınmadığı takdirde su baskınlarının tehdidine açık hale geliyor. Örneğin, Eyüp’te Haliç kıyısına yakın kesimde bulunan türbeler yamaçtan gelen yüzey sularının iyi toplanmaması ve sağanaklar sonrasında uzun süre su içinde kalmasıyla ahşap kapıları çürüyebiliyor, duvarlarının alt kesimlerinde bozulmalar gözlemlenebiliyor. Birçok Osmanlı dönemi anıtının bulunduğu Amasya’da baharda eriyen karlar sonucu Yeşilırmak taştığında, kıyı boyunca dizili olan yalı ve camiler etkileniyor. Yükselen su seviyesinden etkilenen anıtların içerisindeki halılar, ahşap kapılar, minber gibi birçok yer zarar görüyor.

Temelin zayıf olması hatalardan bir diğeri

Strüktür adı verilen yapının taşıyıcı bölümlerinde boyutlandırma hatalarının varlığı ciddi hasarları ortaya çıkarıyor. Binalarda duvar, ayak, payanda gibi düşey taşıyıcılar (döşeme, kiriş, kolon vs.) üzerlerine gelecek yatay ve düşey yükleri karşılayacak kesitlerde yapılmamaları bu duruma örnek verilebilir. Payandaların yetersiz olması durumunda, kemer, tonoz veya kubbede açılmanın yanı sıra sistem dahi yıkılabilir. Temellerin zayıf, yetersiz kesitte olmaları üst bölümlerde, duvarlarda, taşıyıcı ayaklarda çatlamalara neden olabiliyor. Buna ek olarak hatalı malzeme kullanımı da bozulmalara sebep etkenler arasında.

İlk tasarım hatalarını düzeltmek zor

Yapıyı oluşturan elemanların uygun malzeme ve teknikle birleştirilmeleri önemli. Bazı bileşenler korozyona sebep oluyor. Demir bağlantı elemanlarının iyi izole edilmemesi sonucunda, derzlerden içeri giren su demir ögelerin paslanması gibi nedenlerle sonuçlanıyor. İlk tasarım hatalarını düzeltmek ise bu durumda zorlaşıyor. Bu hususta hasarlar sürekli bakımla giderilmeye çalışılıyor.

Doğa da yapılara zarar verebilir

Doğal etkenler ve doğal afetler dış bozulmalarda büyük etkiye sahip. Yapılar uzun zamanda doğanın farklı etkileriyle yıpranıyor ve yüksek hasarlara neden olabiliyor. Örneğin yağmur sularının akarken oluşturdukları aşındırıcı etkisi kolayca aşınan taşlarla yapılmış anıtlarda önemli hasarlara yol açabiliyor. Kapadokya’daki peri bacaları ve kaya kiliselerinin alt bölümünde yüzey sularının oyulmalara sebep olması örnek olarak gösterilir. Bunların yanı sıra anıtların hasar görmesinde önceden tespit edilmesi pek mümkün olmayan, aniden ortaya çıkan doğal felaketlerin (deprem, toprak kayması vb.) etkisi yüksek. Deprem kuşağında yer alan Türkiye’de tarih boyunca yer sarsıntılarından hasar gören, yıkılan ve tekrar yapılan anıtlar mevcut.

Dış etmenlerin etkisi büyük

İnsanlar bakımsızlık, terk, kasıtlı tahrip gibi faaliyetleriyle tarihi yapıların yok olmalarına yol açan dış etmenlerden. Ayrıca ülkemizde sıkça görülen tarihi yapılardaki yangınlar, savaşlarla ortadan kaldırılan tarihi izler, yeni yolların açılıp barajlar yapılarak tarihi çevreleri tehdit eden çağdaş imar hareketleri yapıların zarar görmesinde etkili olan diğer etmenler olarak görülüyor.

Safranbolu’da “asri pencere” takmak uğruna sürekliliği bozulan ahşap iskelet (1976)
Don etkisiyle pencere demirlerinin sövede yaptığı asar
İstanbul, Sütlüce. Bir elektrik kontağı sonucu yanan Elif Efendi Tekkesi (1985)

Kaynak:

Ahunbay, Zeynep (2017), “Tarihi Çevre Koruma ve Restorasyon” (s:38-58)

(Fotoğraflar kitap içerisindeki görsellerdir.)