Milliyet Sanat Editörü Hazal Özlü: “Okur, dergisine sahip çıkarak rafta kalmasını sağlayabilir.”

Basın tarihinde önemli bir yeri olan dergiler; kültürün, sanatın, düşüncenin ve gelişimin ana yatağını oluşturuyor. 1972 yılında Türkiye’de çıkarılan Milliyet Sanat Dergisi, geçmişten bu yana okurların ilgisini çekmeye devam ediyor. Milliyet Sanat Editörü ve Milliyet Sanat Sosyal Medya Yöneticisi Hazal Özlü ile dergi yayıncılığı önemine değinmekle beraber Milliyet Sanat Dergisi üzerine söyleşi gerçekleştirdik.

Milliyet Sanat web editörlüğü yanı sıra Milliyet Kültür Sanat Dergisi’nde yazı yazıyorsunuz. Bu kariyerinizden bize bahsedebilir misiniz?

Hazal Özlü: Milliyet Sanat Dergisiyle yolum iki sene önce kesişti. Aslında kültür ve sanata olan tutkum çocukluk yıllarımdan geliyor. Babam oldukça katkı sağladı bu tutkuma diyebilirim. İlkokuldan itibaren hafta sonları programımızda sinema, tiyatro ve müze gezmek vardı. İzlediğim filmlerde, sahnelenen tiyatrolarda, gezdiğim müzelerde hep meraklı oldum. Babamla gün değerlendirmesi yapar, ilgimi çeken noktaları akşam saatlerce konuşurduk. Belki de o yıllarda yaşadığım her durum bu günlerin habercisiydi. Milliyet Sanat Dergisi bu sene 50. Yılını kutlayacak. 29 Eylül 1972’den bu yana yıllara meydan okuyup genç kalmış bir formatta, okuyucusuyla buluşan bir dergide çalıştığım için çok şanslıyım. Milliyet Sanat’ın çok değerli gazetecilerinden oluşan ekibi Filiz Aygündüz, Asu Maro, Ayla Dündar, Erkan Aktuğ, Erol Seyitoğlu, Seray Şahinler, Müjde Peri Işıl, Seyhan Akıncı’nın emekleri büyük. Umarım çok uzun ve güzel yıllarım geçer.

Dergicilik faaliyetleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Dergilerin önemi hakkında neler söylemek istersiniz?

Hazal Özlü: Dergiler toplumların yaşam biçimlerini, siyasal koşullarını, gelişim aşamalarını anlamak için gazeteler kadar önemli bir yayın organı. Bugün de başta edebiyat ve kültür-sanat alanında olmak üzere; bilimden felsefe ve sinemaya kadar birçok disiplinel alanda dergicilik faaliyeti sürdürülüyor. Bugün entelektüel alanın önemli araçlarından biri olan dergi faaliyetleri, başta yine entelektüel alana ilginin az olması, kâğıt fiyatlarının artması, telif ve çeviri sorunları, vergilendirme, dağıtım ağlarının tekelleşmesi gibi sebeplerle ekonomik sıkıntılara maruz kalıyor. Birçok yayın dijital ortama geçerken, matbu basının geleceği konusunda kaygılar devam ediyor. Arşiv ve kütüphaneciliği çok seven biri olarak bence en büyük görev okura düşüyor. Okur, dergisine sahip çıkarak rafta kalmasını sağlayabilir.

Derginizin içeriğinden bahsedebilir misiniz? Derginizin diğer dergilerden farklı olduğunu düşündüğünüz özellikleri nelerdir?

Hazal Özlü: Milliyet Sanat, Milliyet Yayın Grubu tarafından 29 Eylül 1972’de çıkartılan kültür ve sanat dergisi. İlk başlarda gazetenin yanında ek olarak çıksa da sonrasında ayrı bir düşünce ve sanat dergisi haline gelmiş. Dergide edebiyat, müzik, tiyatro, plastik sanatlar, sinema, podcast gibi konular üzerine söyleşi, röportaj ve incelemeler yer alıyor. Kitap tanıtımları, haftanın sanat olayları sinema, resim ve müzik eleştirilerine de yer veriyoruz.  Dergimizde yarışmalar düzenlendi, özel sayılar yapıldı ve bu sene 50. Yılını kutluyor. 50 yıldır tüm şartlara rağmen günümüze ulaşması bile okunabilirliğinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Bir derginin olmazsa olmazı nedir sizce?

Hazal Özlü: Bence ekibin fazlaca özverili olması. Birlik ve bütünlük sağlandığı sürece dergideki verim artıyor. Aylık kapak toplantılarımızda bile seçenekler arasında oylama yapıp demokratik bir şekilde ilerleyebiliyoruz. İçerikler de aynı şekilde. Ekip dönemin gündemiyle ilgili fikirler sunuyor. Oylamaya göre içerikler belirleniyor. İşini iyi yapan gazeteciler ile çalıştığım ve örnek aldığım için çok mutluyum.

Dergi ile okuyucu arasındaki bağın önemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hazal Özlü: Dergi editörlüğümün yanı sıra Milliyet Sanat’ın sosyal medyasını da yönetmekteyim. Gelen geri dönüşleri birebir ben cevaplıyorum. Geri dönüşlerin birçoğu olumlu şekilde ilerliyor. 72 senesinden bu yana okuyanlar, dergiyi yeni yeni keşfedenler ve dahası… Milliyet Sanat Dergisi ile okuyucu arasında ayrı bir bağ var. Hem geçmiş hem de yakın döneme şahitlik eden dinamik bir dergi. Bu sebep sanırım dergiyi daha da vazgeçilmez kılıyor.

Sizce okur bir dergiden neler bekliyor? Okurun dergicilik faaliyetlerine ilgisi ne durumda?

Hazal Özlü: Okuru olduğum derginin dilinin, sade ve anlaşılır olmasını isterim. Milliyet Sanat Dergisi, geçmişe saygı duyan, geleceği selamlayan bir dergi. Son yıllardaki baskı ve dağıtım maliyetleri, teknolojik    gelişmeler ve dijitalleşmenin yaygınlaşması ile basılı mecraların baskı adetlerinde ve reklam gelirleri oldukça geriledi. Bu çerçevede diğer kitle iletişim araçlarında olduğu gibi dergi mecrası da dijitalleşme yönün de gelişiyor. Okur, akıllı telefonları üzerinden daha güncel bir şekilde haberlere kısa yoldan ulaşır hale geldi. Okurun ilgisi dergicilik anlayışına karşı dijital anlamda ilerliyor.

Birçok sanatçıyla röportaj yapma fırsatı buluyorsunuz. Hikâyesinden etkilendiğiniz bir sanatçı var mı?

Hazal Özlü: Milliyet Sanat Dergisi Plastik Sanatlar Bölümü için birçok sanatçıyla röportaj yapma fırsatım oluyor. Röportaja ön hazırlık yaparken, sanatçıların geçmişini ve yaptığı işleri araştırmak oldukça keyifli. Hikayesinden en etkilediğim sanatçı Gian Maria Tosatti olmuştu. Milliyet Sanat Haziran sayısı için sanatçıyla röportaj yapma fikri beni oldukça heyecanlandırdı. Tosatti, Tarlabaşı’nda büyük bir Art Nouveau binanın içinde kurduğu “Kalbim Ayna Gibi Boş – İstanbul Bölümü” başlıklı enstalasyon sergisi ile İstanbul’un son 20 yılda geçirdiği dönüşümü ele alıp bir sergiden ziyade bir deneyim olarak nitelendirdiği enstalasyon çalışmasında Tarlabaşı’nın ruhunu ön plana çıkararak farkındalık yarattı. Tosatti’nin 6 yıl önce bir seyahati sırasında gözlemlediği Tarlabaşı’na karşı bakış açısı beni çok derinden etkiledi. İtalyan asıllı sanatçının yaşamadığı bir şehire karşı bu kadar duyarlı olması çok anlamlıydı. Tarlabaşı’nda birçok tarihi yapının yerini yeni yapılar aldı. Tarlabaşı mükemmel bir yer değil ama gerçek. Söyleşi sırasında Tosatti, “Batıda Tarlabaşı kadar gerçek çok az yer var. Tarlabaşı kaybedildiğinde hepimiz için çok önemli bir şeyi kaybedeceğiz.” dedi.  Benim için ender rastlanan bir duyarlılık göstergesiydi.

Günümüz pandemi şartları dergicilik faaliyetlerini nasıl etkiledi? Pandemi sürecinde Türkiye’de dergicilik sizce ne durumda? Geleneksel dergicilikten internet dergiciliğine geçiş hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hazal Özlü: Pandemi sürecinde dergilerin bir kısmı yayın yapamazken bazıları sayılarını ertelemeye gitmiş veya iki ayda bir üzerinden yayımlamaya başlandı. Milliyet Sanat Dergisi o süreçte bile yepyeni içerikleriyle aylık dergi çıkarmaya devam etti. Geleneksel dergiciliğin izlerini günümüzde de devam ettirme gayreti içindeyiz. Her geçen gün daha fazla insanın akıllı telefon sahibi olması, internet kullanımının dünya genelinde yaygınlaşması, sosyal medya platformlarının kullanımının artmasına ve bu gelişmelerin medya tüketimini büyük ölçüde değiştirdi. Özellikle bireylerin toplumsal çözülme dönemlerinde açığa çıkan hızlı haber alma ihtiyacı sosyal medyaya olan ilgiyi oldukça arttırdı. Sosyal medya Dergilik app’i üzerinden dergimizi okuyan kitle var. Getir üzerinden de hızlıca dergiye ulaşılabiliyor. Dergiye erişim hızı arttıkça okuma oranı da oldukça arttı.