Sanatçı Alper Banko ile tiyatro üzerine söyleşi

Uzun dönemdir tiyatro ve dizi oyunculuğuyla tanınan Alper Banko ile tiyatro üzerine konuştuk. Yaşamı hakkında bilgiler veren Banko, oyunculuk kariyerinde edindiği tecrübelerini bizlere aktardı.

Sizi ilk kez tanıyacak olan okurlar için kendinizden bahsedebilir misiniz?

Alper Banko: 1972 Ankara doğumluyum. Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi mezunuyum. 2001 yılı, 29 yaşımda dizilerde yan rollerde oyunculuğa başladım. İlk olarak Üsküdar Belediye Tiyatrosu kursunda Hasan Nail Canat’tan 8 ay hafta sonları ders aldım. 2004’te Tevfik Gelenbe seçmelerini kazandım. 5 ay hafta içi Tevfik Gelenbe’den ders aldım. 2007’de Kenter Akademi’de Müşfik Kenter ve eşi Kadriye Kenter, Mehmet Birkiye, Engin Hepileri, Hakan Gerçek, Yıldıray Şahinler, Yeşim Koçak gibi değerli isimlerden dersler aldım. 2008’de de Medyapım Akademi’de bir ay Haldun Dormen’den ders aldım.  Şu an Alternatif Sanat Tiyatrosu’nun oyuncusuyum.

Tiyatro sizin için ne ifade ediyor?

Alper Banko: Rahmetli hocam Tevfik Gelenbe’nin bir sözü vardı. “Meslek insanları formatlar, biçimlendirir” derdi. Çünkü meslekler gerçekten insanların hayatına sirayet eder. Benim de hayatımı idame ettirdiğim ve tabii beni biçimlendiren branştır tiyatro.

Tiyatro hayatınız nasıl başladı? Sizi teşvik eden bir şey var mıydı?

Alper Banko: Üniversiteyi bitirdikten sonra muhasebecilik yapıyordum. Bağlarbaşı’nda yürürken o sıra bir dizi çekimi vardı. Aynalı Tahir dizisi setini topluyorlardı. “Ben dizide oynamak istiyorum nasıl oynayabilirim” dedim. İnsanlar güldüler. Biri kart verdi bana. Beşiktaş’ta bulunan Görüntü Ajans isminde bir ajanstı. Oraya kaydoldum, dizilere gittim. Eğitim alınması gerektiğini öğrendim. Eğitimini aldım. Böylece başladım.

Toplumun tiyatroya olan tutumunu ve ilgisini nasıl buluyorsunuz?

Alper Banko: Tiyatronun toplum yaşantısında bir kültür olduğu yerlerde nasıl bilmiyorum ama bizde popüler bir kültür var. Algı yönetimi gibi. Bu yönlendiriyor. Tiyatro salonları doluyor ama insanlar dizilerde gördüklerini görmek istiyorlar. Kitabevinde çocuk annesine Reşat Nuri Güntekin’in eseri için “Çalıkuşu’nun kitabı çıkmış” diyor. Dizinin kitabı çıktığını söylüyor. Bu popüler kültürdür. Popüler kültüre dâhil olanlar da pastadan aslan payını alıyorlar.

İlgiyi yeterli görmüyorum. İşimizin bir parçası olan dizi ve sinemaya ilgi yüksek ama tiyatroya tabii ki değil. Bu konuyla ilgili yıllar önce Yıldız Kenter ile konuşmuştum. Demiştim ki “Hocam biz belediyelere, ücretsiz oynuyoruz. Paramızı belediyelerden alıyoruz. Seyirci bedavaya geliyor”. Dedi ki, “Olmaz! Seyirci geldiği zaman parasını ödeyecek ve ben iyi bir şey izlemeye geldim algısıyla koltuklara oturacak.”

Unutamadığınız bir sahne anınızı paylaşabilir misiniz?

Alper Banko: Ümraniye Santral ’de çocuk tiyatrosuna uygun bir kültür merkezinde Şirinler oyununu oynuyorduk. Ben Gargameli oynuyordum. Sahnede Gargamel şöyle diyor: “Şirinleri nasıl yakalasam? Buldum ormana cam kırıkları atacağım. Şirinler cam kırıklarına basacaklar. Ayakları kanayacak ve kaçamayacaklar. Ben de onları yakalayacağım.” Şirinler kendi aralarında sahneye girerken ben de arkadan şişeleri kıracaktım derken ses efekti gelmedi. O arada bize çay ikram edilmiş cam bardakları duruyor. Cam kırıkları sesi gelmeyince ben de o cam bardaklarını teker teker kırmaya başladım. Oyun bitti. Oraları temizledik. Dekoru da hızlıca topladık ve gittik.

Yakın bir zamanda yapmış olduğunuz veya yapacağınız bir oyununuz var mı? Faaliyetlerinizden bahseder misiniz?

Alper Banko: Yakın zamanda Güngören Genç Osman Kültür Merkezi’nde Medine Muhafızı Fahreddin Paşa’yı oynadık. 30 Mayıs’ta da Sakarya Karasu’ya gideceğiz. Çocuk tiyatromuz var. İki haftalık bir turnemiz olacak.

Tiyatronun yanı sıra televizyon oyunculuğu da yapıyorsunuz. Sizce tiyatro oyunculuğu ile televizyon oyunculuğu arasında nasıl farklar var? Hangisini kendinize yakın hissediyorsunuz?

Alper Banko: Sinema, kamera önü veya tiyatro olsun, oyuncunun verimini artıran veya eksilten şey koşullardır. Örneğin, sahne değişiklikleri oluyor. Bunun daha önceden bildirilmesi gerekir. Çünkü farklı yerlerde de bağlantılarımız olunca işler çakışabiliyor. Tiyatroda tarihler öncelerde alındığı için bu değişikliğe uyum sağlamak daha kolay. Alışageldiğimiz bir düzen var. Yapılan değişiklikler önceden bildirildiğinde oyuncu daha adapte olur.

Senaryo metninde birçok değişiklik yapılıyor. Ekleniyor çıkarılıyor. Daha öncesinde ezberinizi yaptıysanız o bir direnç oluşturuyor. Dünyada 40-45 dakikayken diziler bizde 2 saat 20 dakikanın altında dizi yok. Rekabet ortamı. Karşınızdaki diziler uzatıyorsa siz daha çok uzatıyorsunuz. Oyuncuyu cezbeden şey bir serüvenin olması, güzel yazılması önemli. Ben tiyatroyu daha yakın görüyorum kendime.

Geleneksel tiyatro anlayışı sizce devam ediyor mu?

Alper Banko: Ramazanlar hariç geleneksel Türk tiyatrosunun devam ettiğini düşünmüyorum. Devam ettirmek, korumak lazım…

Pandemi tüm sektörlerde olduğu gibi tiyatro alanında da etkisini gösterdi. Sahneler kapandı, etkinliklere ara verildi. Bu durum sizi nasıl etkiledi? Ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

Alper Banko: Elbette tiyatro pandemide çok etkilendi. Tiyatroyla ilgili çalışmalarımızı ertelemek zorunda kaldık. Fakat Kültür ve Turizm Bakanlığı’mızın pandemi sonrasında bizim gibi ticaret siciline kayıtlı profesyonel ekiplere devlet tiyatrolarında oyun oynama imkânı tanıdı. Adana, Kayseri, Çorum’a gittik. Üniversitelerde oyunlar oynadık. Yemek, otel masrafımız devlet tarafından karşılandı. Devletin imkânlar dâhilinde sunduğu önemli hizmetlerdi.

Son olarak tiyatro oyuncusu olmak isteyen gençlere ne gibi önerilerde bulunursunuz?

Alper Banko: Bu mesleğe yeni başlayacak kişiler için şöyle tavsiyelerde bulunabilirim. Öncelikle ikinci bir iş düşünsünler. Çünkü boş günleri çok olacak. Çalıştıkları günlerde para kazanacaklar hatta belki iyi paralar kazanacaklar ama boş günlerde onları tatmin etmeyecek. Alternatifleri olsun. Kendi sektörüme baktığımda yüzde 1’i hatta belki yüzde 0,5’i iyi para kazanıyor. Araba sahibi olsunlar veya olmasınlar şoförlük yapsınlar. Dizilerde de görüyorsunuz araba kullanıyor oyuncular. Farklı meslekler de olabilir.

Sektörümüzde bazı ünlülerin çocukları veya torunları oyuncu oluyor. Kimileri lise mezunu ve sadece açılan bir kurstan mezun. O kursta başka kimse mezun olmuyor mu? Maalesef torpil, kayırma, farklı bir zümreden olma var. Verilen şansı değerlendirirsiniz, tanınmayan fırsatı değerlendiremezsiniz. Bir diğer tavsiyem şu, güler yüzlü olmak. Her türlü strese rağmen insan ilişkilerinin iyi olması gerekir. Her sektörde böyledir. Bunun dışında dramaturji eğitimi alabilirler. Sadece oyunculuk değil, yazarlık da yapabilirler. Kendi tiyatrolarını açsınlar. İşletebilen, ekibini idare edebilen kişiler kendi tiyatrolarını açabiliyorlar. Devlet, Kültür ve Turizm Bakanlığı belli kriterleri yerine getirme koşuluyla özel tiyatrolara destek veriyor. Her sene ödenek alıyorlar. Tiyatro yapmanın yanı sıra işletmeciliğini de öğrenebilirler. Tecrübe sonrası bu işi yapacaklar ise hayatı gözlemlesinler. Okan Yalabık hocamızın bir sözü vardı. “Bizim işimiz kapı dışındaki insanların hallerini gözlemlemek.” İşimiz hemhal olmak yani empati yapmak. Örneğin, işin içinde kötüyü oynamak da vardır. Kötüyü oynarken onunla özdeşleşemediğiniz zaman yaratık oluyorsunuz. İnsanın halleri olmuyorsunuz. Bizim işimiz göstermek değil, hissetmektir.

Son olarak, rahmetli hocam Tevfik Gelenbe’nin bir sözü vardı: “Siz, kendinizin o olduğuna inanırsanız, seyirci de eli mahkûm sizin o olduğunuza inanır” derdi. Gördüğünüz görmediğiniz her şeyden etkilenebilir olun. Bir farkınız olsun.